Hayal edin gerçek olsun.
Öyle hayaller kurdular ki bakın ne oldu.
Gençlerin üniversite için tercihlerde bulunduğu şu günlerde, kariyer planlamasının önemini ve bunun bir süreç olduğunu yansıtan bir yazı yazmanın yerinde olacağını düşündüm.
Yıllarını kariyer planlaması çalışmalarına vermiş ve bu alanda profesyonel çalışan biri olarak, bu konuda aktarılabilecek en çarpıcı örneklerden biri kabul ettiğimiz gerçek bir vakıadan aldık yazı başlığını...
Bu nedenle yazının en sonunda söyleyeceğimizi en başta söyleyebiliriz.
‘Bir şeyi hayal ederseniz, ancak başarabilirsiniz...’
8 yaşında iken Oscar’ı hayal eden, gün gelip bunu kazanan bir sanatçı ile girelim mevzuya.
İlk kez 1996'da "Sense and Sensebility"deki rolüyle Oscar'a (yardımcı kadın oyuncu) aday gösterilen Kate Winslet iki yıl sonra da "Titanic"teki rolüyle "En iyi kadın oyuncu" ödülüne aday gösterilmişti. Ardından bugüne kadar biri yardımcı olmak üzere, 3 kez kadın oyuncu dalında aday gösterilen Winslet hiç ödül kazanamamıştı.
Ama yılmadı...
2009 yılı Oscar'ının en iddialı adaylarından ‘Slumdog Millionaire’ aday olduğu 10 daldan 8'inde ödül alarak geceye damgasını vururken, 5 dalda aday olan ‘The Reader’ sâdece Kate Winslet ile ödül alabildi. Kate Winslet "En iyi kadın oyuncu" Oscar’ını kazandı.
Şeytanın bacağını 6. adaylığında kıran Winslet ödülünü elini aldıktan sonra, kariyer planlaması ile uğraşanların not defterlerine yazmaları gereken çok çarpıcı ifadeler kullandı ve şunları söyledi: "Daha önce bu ânı 8 yaşında, elimde şampuan şişesiyle banyoda duş alırken hayal etmiştim. Şimdi ise elimdeki bir şampuan şişesi değil, bir Oscar...." dedi.
Bir gün Oscar’ı kazanacağına dair inancını da, 15 kez Oscar'a aday gösterilerek bir rekoru elinde bulunduran Meryl Streep'e dönerek, "Özür dilerim, ama artık sıra bende..." sözleri ile ifade etti.
8 yaşında bir çocuk, o günden sonra girdiği her duşta eline aldığı şampuan şişesini adeta bir Oscar Ödülü gibi kavrıyor ve birgün Oscar Ödülü’nü de aynı şekilde yukarıya kaldırmanın hayalini kuruyor. Gün geliyor bunu başarıyor... Alanında önemli başarılar bunlar...
22 Şubat gecesi Oscar ödül törenini canlı yayında izlerken, Kate Winslet’in, “Daha önce bu ânı 8 yaşında, elimde şampuan şişesiyle banyoda duş alırken hayal etmiştim” sözlerini duyar duymaz, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy geldi aklıma...
O bile...
Avrupa ülkeleri arasında Türk kamuoyunda en çok tepki çeken devlet adamı kimdir diye sorsanız, herkesin cevabı büyük ihtimalle aynı olur; Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy...
Anne-babası Fransa'ya göçmen olarak gelen Nicolas Sarkozy, çok genç yaşta siyasete atılırken hedefini koydu: Birgün Fransa’ya Cumhurbaşkanı olmak...
Arkadaşlarına, "Ben siyasete giriyorsam, en yükseğe çıkmak için... Birgün bu ülkeye cumhurbaşkanı olacağım" diyordu.
Sarkozy, Jacques Chirac'ın 2002'de yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinden bir yıl sonra katıldığı bir televizyon programında, "Her sabah tıraş olurken aynanın karşısında, -oğlum birgün bu ülkeye cumhurbaşkanı olacaksın...” diye kendi kendine bağırdığını ve hep zirveyi hedeflediğini itiraf etti. Gün geldi cumhurbaşkanı oldu.
O Sarkozy ki, Paris’in banliyölerinden birinde belediye başkanı iken 1984 yılında nikahını kıydığı geline göz koymuş, “Birgün bu kadınla evleneceğim” hesapları yapmıştı. Nikahını kıydığı manken gelin Cecilia Ciganer-Albeniz ile beş yıl yasak aşk yaşayan ve ilk evliliklerinden ikişer çocukları bulunan çift, daha sonra eşlerinden boşanıp 1996’da evlendiler. Sarkozy cumhurbaşkanı olduğunda eşi Cecilia idi.
Şoförüydü bakan olup karşısına çıktı.
Hayattaki sürpriz olaylar bu örneklerle sınırlı değil elbet..
Yıl 1965.
Birleşmiş Milletler (BM) Protokol Şefi Sinan Korle, bir gün bağımsızlığını yeni kazanan Afrika ülkelerinden birinin dışişleri bakanını karşılamak için Kennedy Havaalanı’na gider. Bakanı arabasına alır. Bakan, Korle’ye hiç yabancı gelmez ama nereden tanıdığını çıkaramaz. Dayanamaz sorar.
Bakan, “Bay Korle, New York’ta sık sık kiraladığınız otomobilin şoförünü hatırlıyor musunuz? İşte ben o şoförüm. Ülkem bağımsızlığa kavuştuktan sonra dışişleri bakanlığı için birisini aradıklarını duydum. Başvurdum ve bakan oldum. Bunda sizi otomobilimle götürüp getirirken bana Birleşmiş Milletler konuları ve dünya sorunlarıyla ilgili verdiğiniz bilgilerin çok yararı oldu, bu sorumluluğun üstesinden gelebileceğim yönünde cesaretimi artırdı” cevabını verir.
Hayat bazen böyle süpriz denk gelişlerle de insanların kaderine yön verirse de, şansı oluşturacak zeminleri hazırlamak gerektiği gerçeği de unutulmamalıdır. Şans ancak ona uygun hazırlığı olanlara güler...
Bir başka örnek daha vererek, konunun açılımını ve asıl söylemek istediklerimizi bir sonraki yazımıza bırakalım...
1980'lerin ortalarında İstanbul Şehremini Lisesi'nde okurken, "Bir gün gelecek, dünya sinemasına yön veren kişilerden biri olacağım" dediğinde, arkadaşları da, öğretmenleri de ona alaycı bir tebessümle bakıyorlardı. Belki de bu yüzden lâkabı "hayâlperest" olarak kalmıştı.
Yıl 2004…
Şehremini Lisesi'nin hayalperest lakaplı öğrencisi Göktuğ Sarıöz, Hollywood'un gözde şirketlerinden Miramax'ın bir numaralı kreatif yönetmeni ve Quentin Tarantino'nun son filmi Kill Bill'in tanıtım organizasyonunun teslim edildiği bir avuç sanatçıdan biri oldu. Hayalleri gerçek olmuştu.
*****************************************************yazının_devamı*************************************************