Namazla yeniden doğan bir yürek-2

İlk namazını kılmak için evde arkadaşından namaz kılmasını öğrenmesi, sure ve duaları ezberlemesi de muhteşemdir. O gece saat 22:00’ye kadar sabah namazını nasıl kılacağını öğrenmiş, evde sabırsızlıkla 02:00’ye kadar beklemiş, neden sonra Mehmed Çavuş Camiinin yolunu tutmuştur.

42 yıl kaçtığım Efendimin huzurundaydım.

Bundan sonrasını da samimî ifadelerinden okuyalım:
“Camiye yürüyerek vardım. Cami kapalıydı. Orada 2-3 saat üşüyerek bekledim. Sonra yaşlı bir amca geldi ve kapıyı açıp içeriye girdi. Peşinden ben de içeriye girdim. Beni görmesinler diye de sütunların arkasına gizlendim. Çünkü, yanlışım çıkarsa kovulmaktan korkuyordum. Daha önce de camiye gitmiştim elbette. Ama bir turist gibi. İlk defa bir camiye o niyetle ve o yürekle gittim.
İnceliyorum, bütün figürleri, bütün nesneleri, hatta halıları bile. O sırada yaşlı amcalar geldi. Birbirlerine hal hatır sordular, sonra hepsi dizildi en öne. Bense cesaret edemiyorum onların yanına gitmeye.
Camide tam diz çökmüş yerde otururken, bir sesle irkildim. Sanki deprem olmuş, yer gök sarsılıyordu. Ezan sesini duyduğum zaman, en küçük hücrelerim bile titremeye başladı.
İşte bu yıllardır hasret kaldığım ezandı. Ayağa kalktığımda hâlâ titriyordum. Ben ezan sesini daha önce de duymuştum, ama ilk defa o kadar kuvvetli, o kadar derinden hissetmiştim. Ben hâlâ titriyordum. Cemaatten o kadar gizliyim ki. Sütunların arkasındayım. Onlardan saklanıyorum. Dünyevî hiçbir şey düşünmeden, öyle bir namaz kıldım ki. İşte bir köle olduğum halde 42 yıldır kaçtığım Efendimin huzurundayım. Beni yaratan, büyüten, besleyen, her ihtiyacımı karşılayan, adeta koskoca kâinatı bana bağışlayan Yüceler Yücesiyle beraberim. O namazdaki duygu selini anlatacak kelime bulamıyorum.
O gün camiye gittim ve bakan gözlerim ‘gören gözlere’ dönüştü. Her gördüğüm bana Rabbimi hatırlattı ve yüzümdeki tebessüm her geçen gün daha da arttı. Belki de Bediüzzaman’ın, ‘İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder’ sözlerini yaşamaya başlamıştım.”

İlk namaz kıldığı günü doğum günüydü

Kendisi sürekli, “Ben üç yaşındayım” dediği için “hiç doğum gününü kutlayıp kutlamadığını” sormuştum. “Hayır” cevabını alınca, ilk sabah namazını kıldığı günün yıldönümü olan 13 Nisan 2007 Cuma günü bir grup arkadaşla sabah namazı için Eyüp Sultan Camiine davet ettik. Namazdan sonra kahvaltı yapıp ilk doğum gününü kutlayıp, seccade, tespih ve takke hediye ettik. Çok duygulandı ve gözyaşlarına boğuldu.
Sanırım, “Gözler yalan söylemez” sözü, ona çok yakışıyor. Üç yıldır gözyaşı döküyor ve hidayete ermenin sevincini çevresiyle paylaşıyor. Sürekli, “Bana gül bahçesi miras kalmadı. Ben çöplükten geldim. Bu yüzden gül bahçesinin yaprağını, dalını, dikenini bile seviyorum, kokluyorum” diyerek, belki de çoğumuzun farkında olmadığı en muhteşem zenginliği, en harika mutluluğu hatırlatıyor: Hidayet nimeti, iman saadeti, namaz cenneti.

Yaşar Alptekin’in vesile olduğu hidayetler:

Yaşar Alptekin’le birlikte olduğumuz radyo, televizyon, imza ve panel programlarında dikkatimi çeken ve beni en çok mutlu eden husus şuydu: O çok tanınıyor, onu insanlar çok seviyor, ondan çok etkileniyor.
Niçin çok etkileniyorlar?
Çünkü o, birçok gencin hayalini süsleyen “dışı süs içi pis” olan bir dünyayı hiçe saydı; kimilerinin özlemi olan para, şöhret, kadın ve eğlencenin zirvesini elinin tersiyle itti ve İslam’ın güzelliğine, imana, ahlâka, namaza sığındı.
Yaşadığı değişimi anlatmak, insanları güzelliklere davet etmek için kitap yazdı. “Namazla Yeniden Doğdum” isimli kitabı, hem sevilerek okunuyor, hem de insanları etkiliyor. Şimdiye kadar birçok genç, bir solukta okuduklarını ve namaza başladıklarını müjdeledi.

İşte bunlardan birkaç örnek:

Bayrampaşa’dan arayan bir baba, “Oğlum sizi televizyonda izlemiş. Namaza başladı. Allah sizden razı olsun” diyerek müjdeyi veriyor.
50 yaşlarında bir hanım kitabını okuduktan sonra şöyle diyor Yaşar Alptekin’e: “Bir mankenin kitabıyla namaza başlayacağım hiç hatırıma gelmezdi.”
Denizli’den İstanbul’a gelip öğrencileriyle ziyaret eden ve kitap imzalatan bir öğretmenin mesajı da ilginç: “Biz sizi unutamıyoruz.  İstanbul’un manevî havası ve sizin ihlâsınızla umuda yeniden sarıldık.”
Yakında evlenecek bir delikanlı ise, Eminönü’ne gelinlik almaya geldiklerini belirttikten sonra, “Cumayı Rüstem Paşa Camii’nde kıldık. Kendime şaşırdım, dua ettiğim isimlerdendin. Kitabın için sağ ol” diyor.
Çerkezköy’de verdiği konferansın arkasından namaza başladığını müjdeleyen bir genç ise, dualar ettiğini ve tekrar dinlemek istediğini söylüyor.
Şu cep mesajı ise bir anneden geliyor: “Ben sabah namazına erken kalkmazdım. Kızım Duygu şimdi sabah namazı delisi oldu. Rabbim sizden ve Cemil Hocadan razı olsun.”
Ona yardımcı olmalıyız
Şimdi hepimize düşen bir görev var: Onun hidayetini, dinimizi güzelce anlatmaya bir vesile kabul ederek, kitabına sahip çıkmak, çevreye tanıtmak, konferans programları düzenlemek, gerçekten de üç yaşındaki bir çocuk safiyetinde olan Yaşar Alptekin’e yardımcı olmak.
Çünkü o, “Gençlere kötü örnek oldum, çok günah işledim; iyi işler yapmak, geçmişimi tamir etmek istiyorum” diyor.
Biz de yürekten, “Hoş geldin gül bahçesine. İnşallah hem geçmişin acısını çıkarır, hem daha ilerisine gidersin” diyoruz.

yayına hazırlayan : bilal aydın