Ana sayfa Çalışma takvimi Yönetmelikler Ders çizelgeleri Foto galeri Bize ulaşın İletişim

 

 


ÖNCE  VATAN (2)


Bir taraftanda Osmana feryat edercesine sesleniyordu.
        -Osman  Abi.....Osman Abiii...Osman Abiiiii...! neneme çabuk haber ver..! sıpamı gavur askerlerinden kurtarsın.Ne olur çabuk ol...çabuuuk !
        Düşman askerleri şaşkın şaşkın birbirine bakıyor,bir Memişi bir küçük sıpayı süzüyordu. Askerlerden biri bozuk bir Türkçe ile Memişe;
         -Bre...Cozuk,coozuk var senin sıppan....yok almak biz diyordu.
         Osmanla Emine nine çayıra döndüklerinde,düşman askerleri orayı çoktan terk etmişlerdi.Fakat Memiş  babasını cepheye gönderirken boynuna sarıldığı gibi sıpanın boynunu bir türlü bırakmıyordu. Henüz sıpayı kaybetme korkusundan kurtulamamıştı.Ninesinin;
          -Yavrum,kuzum Memiş bırak boynunu.....hayvancağızı öldüreceksin.Uyarısınıda duymuyordu.
          -Vermem güzel gözlü sıpamı vermem...vermeeem...vermeeeemmm....diye bağırıyordu.     
         Aradan uzun süre geçtikten sonra ancak şoktan kurtulabilmişti.Emine nine eve dönerken yolda Memişe;
          -Bu sıpayı düşman askerlerinden sen kurtardın.Bundan böyle senin olsun dedi.Bu olaydan sonra bu küçük sıpa Memişin gözdesi oldu.
           Günler günleri,haftalar haftaları,aylar ayları kovaladı.Düşman ordusu Sakarya önlerinde bozguna uğradı.Kahraman Türk Ordusu  düşmanı Afyonkarahisar'a doğru sürdü.Kaymaz'a Türk birlikleri Dumlupınar muharebeleri başlamadan yaklaşık altı ay önce geldi.O sırada  Türk ordusunun karargahı Sivrihisarda bulunuyordu.Türk birliklerinin hedefi Afyondu.Ancak harbe hazırlık gerek. Giyecek, yiyecek, top arabalarını çekecek hayvan......Heyetler halinde Türk subayları yöre halkından ordunun ihtiyaçlarını tedarik etmeye çalışıyordu.Halk elindeki yiyeceği son lokmayı,giyeceği son çarığı dahi  şartsız şüphesiz teslim ediyordu.
         Emine Ninenin avlusuna iki Türk subayı girdi.Emine nine onları evin çardağında  karşıladı. Rütbesi Miralay olan komutan başıyla gülümseyerek  selam verdi.Solunda rütbesi mulazım olan subay üç adım gerisinde onu takip ediyordu.Emine ninenin gözleri sevinçten çakmak çakmaktı. Heyecanla sevgiyle onlara bakıyordu.Saygıyla hafifçe eğildi.Türk subayının selamını aldı.
         -Hoş geldiniz evlatlarım,buyurun içeri geçin.Size bir şeyler ikram edeyim.Diyerek davet etti.
         Miralay Hasan Basri saygıyla Emine ninenin elini öptü.Çardakta bulunan makata bağdaş kurup oturdu.Mulazım Yusuf Ziya da onun az gerisinde diz çöküp oturdu.Emine nine hal hatır sorma faslından sonra müsaade isteyerek ayağa kalktı.İzbeye doğru yöneldi.Az sonra elinde kocaman, kocaman  bakraç bardaklarla geri döndü.Bakraç bardakların içi koyun yoğurdundan yapılmış köpüklü ayranla doluydu.Miralay Hasan Basri;
         -Ninem sana zahmet verdik,diyerek tepsideki ayran dolu bakraç  bardağı aldı. Ağzına götürdü, bir yudum içti. Sol eliyle bıyıklarını silerek;
     -Elhamdülillah,ellerine sağlık ayran pek güzelmiş  sözleriyle memnuniyetini belirtti.Sonra bizim sizleri ziyaret sebebimiz şanlı ordumuzun harpte ihtiyaçlarını karşılamak için erzak, edevat her türlü vasıta araçlarını topluyoruz. Bize verebileceklerinizi tespit etmeye geldik diye konuşmasına devam etti.
       Emine Ninenin aklına ahırdaki hayvanlar geldi.İnek ve öküzleri ahırın özel bölmesinde saklıyordu.Ana bölümde iki tane yılkı atı,bir topal eşek, Memiş’in sıpası, üç beş koyun ile birkaç toklu kuzu vardı.Kumandanlar ayranlarını içtikten sonra Emine ninenin mihmandarlığında ahıra doğru yöneldiler. İki kanatlı ahır kapısı iyice yıpranmış,kırılan yerleri sıradan tahta parçalarıyla acemice üstün körü  tamir edilmişti.Emine nine kapının açılan kanadına olanca gücüyle yüklendi.Kapı kağnı tekeri gıcırtısı gibi ses çıkartarak açıldı.Ahırın içi kapkaranlık,el yordamıyla sağa sola çarparak ama gibi ahırda biraz yürüdüler. Biraz sonra gözleri karanlığa alıştı. Hepsi gözlerini ovalayarak etrafı incelemeye çalışıyorlardı.İşte kenarda iki yılkı atı miskin miskin ayakta zor duruyor, zayıflıktan kaburga kemikleri sayılıyordu.Bir kenarda topal eşek kuyruğunu sağa sola sallayarak sinekleniyor,koyunlar kafalarını birbirinin    karın altlarına sokmuş,kene gibi yapışmış soluklanıyorlardı.Miralay Hasan Basri;
      -Burada bizim işimize yarayacak bir mal yok dedi.Çıkmak için ahırın kapısına doğru yürüdü.Tam adımını dışarıya atacaktı ki derinden inek böğürtüsü duyuldu.Durakladı,onunla birlikte herkes kulak   kesildi.İçeriden daha kuvvetli bir inek böğürtüsü geldi.Bu sesler ahırın gizli bölmesinden geliyordu. Sanki ineklerden birisi biz de bu vatanın kurtulmasına hizmet edeceğiz.Bizi burada gizliyorlar diyordu. Emine nine ile Miralay Hasan Basri göz göze geldiler.Emine nine suç üstü yakalanan suçlu insan  edasıyla yere bakıyor,kumandanın yüzüne bakmaya çekinerek,mahcup bir ses tonuyla;
      -Kumandan bey oğlum eşimi,kardeşlerimi çocuklarımı çeşitli cephelerde vatan uğruna,namus uğruna,din adına şehit verdim. Bu şehitlerden bana yadigar dokuz yetim, öksüzüm var. Onlara bakacak ne maddi ne manevi gücüm takatım kalmadı.İşte bu sesini duyduğunuz ineklerin sütüyle geçimimizi sağlıyoruz. Bu inekleri düşmanın elinden kurtarmak için bu gizli bölmede saklıyorum.Onlar bu gün içinmiş,vatan için canım feda olsun.Dedi.
       Mulazım Yusuf Ziya,öksüz ve yetim çocukların yardımıyla gizli bölmedeki inek ve öküzleri avluya çıkarttı.Miralay Hasan Basri bir dokuz yetime bir Emine nineye uzun uzun baktı .
        -Ahh..Ah!  diye iç çekti.Bir tarafta yokluk,yoksulluk bir tarafta vatan dedi.
        Komutanın imdadına yine Emine nine yetişti.Heyecanlı ve gür bir sesle;
        -Kumandan,kumandan....al götür kocabaşları,al götür...biz başımızın çaresine bakarız.
ÖNCE VATAN.....! Dedi.


Yusuf Mesut KİLCİ / Eğitimci-Yazar


Yayına hazırlayan : Bilal AYDIN